Efsanevi Karia topraklarını kucaklayan körfez MUÇEP korumasında

GÜLLÜK KÖRFEZİ’NİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEK İÇİN..

“Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Güllük Körfezi”nin 3 Mart Salı günkü konuşmacı konuğu Su Ürünleri Yüksek Mühendisi Itri Levent Erkol’du.
Yaklaşık 50 kişinin katıldığı bilgilendirme toplantısında Erkol, öncelikle Muğla’nın Milas’a bağlı Kıyıkışlacık’tan Boğaziçi-Bargilya’ya uzanan coğrafyayı kucaklayan “Güllük Körfezi’nin doğal yapısı”ndan söz ettiği konuşmasında; sahip olduğumuz iki “sulak alan” Sarıçay ile Boğaziçi-Bargilya Tuzlası ve bir “körfez-deniz”in oluşturduğu ekosistemi “neden korumamız gerek”tiğini anlattı..
Erkol, Güllük Körfezi “sulak alanlar”ının etkileşim havzası ile birlikte Dünyada sadece bu bölgeye özgü-endemik “kum haşhaşı” bitkisi, “tepeli pelikan ve İzmir yalıçapkını” kuşları ile “Akdeniz fokları”nın doğal yaşam alanları olduğunu söyledi.
Erkol’un vurgulamaları, önemli “kuş göç yolu” üzerindeki bu toprakların sadece bizler için değil flora-fauna açısında da “gelecek kuşaklara zarar görmeden bırakmamız gereken uluslararası bir miras” olduğuna dair yeterli fikir veriyor..

PELİKANLAR TERK ETMİŞSE
Erkol sunumunda, havaalanı pistinin iki yanındaki “sulama kanalları”nın Sarıçay sulak alanı havzasına verdiği zararlar ile yazlık sitelerle doldurulan “kıyılardaki betonlaşma”yı 1984-2018 yılları arasındaki hava fotoğraflarıyla karşılaştırmalı olarak çarpıcı biçimde gözler önüne sererek “arazi kullanımı”nın nasıl olumsuz yönde değiştiğinin altını çizdi.
Dahası tüm bu olumsuzlukların, özellikle kefal, levrek, çupra, yılan vb “balık popülasyonlarındaki azalma”ya etkilerini 1965-2014 yılları arasındaki tablolarla yansıttığı konuşmasında; havaalanının “yanlış yer”e yapılması ile Liman ve evsel atıklara ilave olarak balık çiftliklerinden kaynaklı çevre kirliliğine rağmen “ekosistemin devam ettiği”ni söyleyerek yüreklerimize biraz su serpti..
Ancak “ekolojik izleme” için en kestirme yöntemin pelikanları gözlemlemek olduğunu söyleyerek dedi ki:
“Pelikanlar orayı terk etmişse, orada balık bitmiştir!”

YASALARDA EKSİK YOK!
Levent Erkol “sulak alanların korunmasına ilişkin ekolojik mücadele”mizi dayandıracağımız “hukuki dayanaklar”ımızı da sıraladığı konuşmasında; “Çevre Kanunu”ndan “Kıyı Kanunu”na, “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği”nden “Su Ürünleri Yönetmeliği”ne, hatta “Kara Avcılığı Kanunu” ile “Av ve Yaban Hayvanlarının Yaşam Alanlarının Korunması Yönetmeliği”nin bile; “yuvası dağıtılmaması gereken yaban hayvanları” maddelerinden söz ederek özetle dedi ki;
“Tek tek incelendiğinde açıklık ve yalınlıkla anlaşılıyor ki ulusal mevzuatımızda neredeyse hiçbir eksik yok!”
Ancak uygulama mevzuatta yazanın tem tersi..
Öte yandan öyle anlaşılıyor ki sulak alanlardan sorumlu olan Tarım Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarının arasındaki yetki karmaşasına “denetim eksikliği” de eklenince kirliğin büyüklüğü ve hızı önlenemez boyutlara ulaşıyor.

ULUSLARARASI ÖLÇEKTE KIYMETLİ
Erkol son olarak uluslararası mevzuata da değindi ve bölgenin doğal dokusunu olumsuz etkileyecek girişimlere karşı yürütülecek hukukî mücadelede “yararlanılabilecek kaynak” olarak “Biyolojik Çeşitliliğin Korunması” sözleşmesi ile “Berlin ve Barcelona Sözleşmeleri”nden bahsetti..
Endemik bitkilerin özenle izlenmesi, “mutlaka korunması gereken” ve “korunması gereken” hayvan türleri vb tavsiyelerinden dolayı da uluslararası ölçekte “kıymetli” bu coğrafyadaki “koruma” mücadelelerinin sürdürülmesi gerektiğine işaret etti.
Hâlihazırda 1. derece arkeolojik sit alanı olan Bargilya Antik Kenti kıyılarındaki 1.derece doğal sit alanı olan Boğaziçi-Bargilya Tuzlası’nın “kesin korunacak alan” ilan edilmesi gerektiğini de vurgulayarak yapılması gerekenleri özetle şöyle sıraladı:

• Endemik nadir ve Bern sözleşmesi bitki türlerinin haritalanması ve nüfus durumlarının belirlenmesi;
• İlgili mevzuatlara aykırı durumların belgelenmesi ve raporlanması için komisyonlar kurulması;
• Bölgedeki tüm sulak alanların tescillerinin tamamlanması;
• Tescilli sulak alanlarda bölgeleme ve yönetim planı çalışmalarının başlatılması;
• Balık stoklarının izlenmesi.

“Önemli alanlar”a kuş gözlem ve gezi etkinliklerinin düzenlenmesi; bu etkinliklerin sosyal ve ulusal medyada paylaşılması ile oluşturulacak farkındalığın, konunun gündemde tutulmasında en önemli eylemlerden olduğu belirtilen toplantının sonunda sualtı videoları ve deniz dibi çamurunun test edilerek “belge”lenmesinin geleceğe yönelik veri tabanı oluşturmada büyük katkısı olacağı kanısıyla en kısa zamanda bir çalıştay yapılması önerileri ise tüm katılımcıların ortak dileği idi..

DEFNE BENOL Mart 2020-Güllük-Boğaziçi-Milas-Muğla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir