Ne yazık ki ülkemizin yeraltı ve yerüstü tüm değerlerine “ipotek” konulmuşçasına, “Duyunu Umumiye” dönemlerini aratmayacak denli her gün hızla el konulmakta, satılmakta, talan edilmektedir. Bu talan ve yağmadan en fazla nasibini alan illerimizin başında da cennet Muğla’mız gelmektedir.

Muğla, binbir çeşit meyvesi, sebzesi; cennet koyları, ormanları, gölleri, dereleri, dalyanları; hoşgörü dolu halkı, çiftçisi, balıkçısı; Karyalılar’dan Lelegler’ine, İyonlarından Perslerine, Selçuklularından Osmanlılara binbir kültüre yerleşim ve geçit bulmuş dünyanın ender turizm bölgelerinden biridir. Dünyamız her geçen gün açgözlü talancılardan payını alırken, Muğla da bu talandan, yağmadan nasibini almaktadır. Düşünebiliyor musunuz, 13.338 km2 bir alana sahip ilin bugün %59’una maden ruhsatı verilmiş durumdadır. Tam 1449 maden ruhsatı! Oysa, Muğla’nın “üstü, altından çok değerli”dir.

Son yıllarda, Muğla üzerinden uçakla veya karayoluyla geçenlerin içleri sızlamaktadır: Yemyeşil bir coğrafyada maden ocakları tarafından “kelleştirilmiş” tepeler içler acısıdır. Bu durum, uçak ve karayolu için olduğundan çok, dereler, göller, dalyanlar, deniz için daha da içler acısıdır. Dereler ve göller kurumakta, deniz her geçen gün kirlenmektedir.
Dünya hızla fosil yakıtlardan elini çekerken, Yatağan-Kemerköy-Yeniköy kömür ocaklarına dayalı enerji üretim merkezleri zaten öteden beri bölgeyi kirletmekteyken özelleştirildikten sonra daha da hoyratça hem ormanları, hem sularını hem de havasını kirletmeye devam etmektedirler. Termik santraller, yörede çıkarılan kömürün yakılıp su buharının gücüyle elektrik üretimi yapmaktadırlar. Özel şirket, köylülerin dere ve yeraltı sularını kullanıp, köylüleri ve ürünleri ile hayvanlarını susuz bırakıp suyunu gasp etmekte, köylüleri göçe zorlamaya devam etmektedir. Örneğin, İkizköy, Karacahisar, Akbelen, Çamköy gibi köylerimiz bunu çok trajik biçimde yaşamaktadır. Çamköy, Güllük ile Bodrum yarımadasına su sağlamaktadır ve yeraltı sularının çekilmesi sonucunda dere kuruduğu gibi, köylülere köylerinin istimlâk için sürekli baskı yapılmaktadır, Korona günlerinde bu ayyuka varmıştır. Çamovası köyünün de içinde olduğu yetişmiş ormanla kaplı bölgelerde, “endüstriyel amaçlı ağaçlandırma” gerekçesiyle binlerce dönümlük yetişmiş çamlar acımasızca kesilmektedir. Onlarca yılda yetişmiş bir orman, “endüstriyel amaçlı orman” için nasıl kesilebilir anlamak olanaklı değildir. Amaç, son derece açıktır, bu şirkete “açık kömür ocağı yaratmak”… Köylüleri (ve bitki ile hayvanları) susuz bırakma, yerlerinden etme, yetişmiş ormanları kesme… hangi din-devlet ve vicdanda olabilir ki?!

Termik santraller bölgeyi tarumar ederken; kanserojen feldspat, boksit, mermer, zımpara taşı, vd pek çok maden ocağıyla dağlar-ormanlar talan edilmekte, bu madenler de dünyanın en önemli lagünlerinden biri olan dalyanın hemen girişinde bulunan Güllük Maden Taşıma Limanıyla, yılda (şimdilik) 7 milyon ton olmak üzere yurtdışına çıkarılmakta(!)dır. Milas mermeri, İtalya’ya götürülüp kesilip işlendikten sonra Milas’ta “İtalyan mermeri” diye on katı fiyatına satılmaktadır. Bu da yetmez gibi, Güllük (maden taşıma) Limanı “Revizyonu” kandırmacısıyla, var olan iskeleden daha da dalyana yakın “yeni” ve çok daha büyük bir liman projesi ve hatta Çine’den limana (maden taşıma hattı) bir demiryolu inşaatı gündemdedir. Dalyan, zaten zeytin işletmeleri, Milas’ın sanayi, kültür balıkçılığı ağları yıkama, kültür balıkçılığı yem fabrikaları, Güllük özel su işletmesi vb atıklarıyla hızla yok olurken; Güllük Körfezi kültür balıkçılığı, gemi taşımacılığı ve evsel atıklarla kirlenirken Güllük Körfezi’ne yeni marina ve taşıma limanı projeleriyle çok yakında yaşanmaz hale getirilmek istenmektedir.

Bu arada geçtiğimiz günlerde 5. yılını kutlayan, Muğla’mızın cennet kalması için canla başla çaba gösteren ve Köyceğiz’den Milas’a örgütlenen Muğla Çevre Platformu (MUÇEP)*, tüm Muğlalıların bu mücadeleye destek olmasını beklemektedir. Muğlalılar bu cennet köşemizi gözünü para bürümüş açgözlülere karşı korumakta kararlıdırlar.

Köyceğiz’den Milas’a yeni kıyı ve SİT “yasası”yla da bu cennetin idam fermanı verilmek istenmektedir. Diyanet, yasaları ve üstelik Bodrum imarını da hiçe sayarak Bodrum-Kargı’da 10.000m2’lik bir alana beş katlı “külliye” inşaatına başlamıştır. Gelecek yazılarımızda cennet Muğla’mızın tüm sorunlarını masaya yatırmaya devam edeceğiz.

*Adını “MUÇEV” koyan ve kimlerin olduğu “bilinmeyen” bir kıyı talan grubu ile çevre mücadelesi yürüten MUÇEP’in birbiriyle karıştırılmaması önemle rica olunur.

Fotoğraf için ==> TEMA vakfı

Bu yazı ilk kez Muğla Turnusol web sitesinde (muglaturnusol.com 15-12-2020 12:45:00 Güncelleme: 15-12-2020 12:45:00) yayınlanmıştır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir