Kömürsüz Muğla için “İklim Grevi”

20 Eylülden başlayarak bir hafta boyunca, genç iklim aktivisti Greta Thunberg ve Türkiyeden Atlas Sarrafoğlu gibi gençlerin çağrısı ile Türkiye’de de birçok ilde İklim Krizi için eylemler yapıldı.

Muğladaki adres, Milas ve Yatağan’da kömür madenlerinin yok ettiği yaşam alanlarının yanıbaşıydı. MUÇEP-Muğla Çevre Platformunun çağrısıyla, Datçalı gönüllüler de 20 Eylül’de termik santrale kurban edilen 60 hektarlık bir orman alanında, Milas Akbelen Karacaköy, Çamköy, İkizköy köylüleri ile birlikteydi. Verimli topraklarda santralin dumanı-zehiri ile çoktan verim düşmüş.
Halk yoksulaşmış, sağlıklarından edilmiş. Yerleşik halk, kadın-erkek, çoluk-çocuk, genç-yaşlı demeden, zeytinliklerinden, meralarından sonra evlerinden de edilecekleri endişesiyle direnişlerine devam ediyorlar. “Ölmek var, dönmek yok” diye yeminler ediyorlar. Çevre yerleşimlerden destek için gelenlerle birlikte, CHP Milletvekilleri Gülizar Biçer, Mürsel Alban, Suat Özcan, HDP Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat, CHP, İyi Parti ve HDP Muğla İl ve İlçe Yöneticileri de kesilecek 100 belki 200 yıllık çam ağaçlarının altındaki piknik alanındaydık. “KÖMÜRSÜZ MUĞLA İÇİN ve MUĞLA CENNET GİBİ KALSIN pankartları konuşmaların yapıldığı sahnenin iki kenarında toplananların esas mesajlarını veriyordu. Piknik alanı iyi hazırlanmış. Ormanın içinde değil ateş yakmak, sigara bile yanmamasını isteyen uyarılar var her yanda. Zaten herkes, sorumluluğunun bilinciyle hareket ediyor. Sigaralar, sigara içme köşelerinde içiliyor ve özenle söndürülüyor. Çocuklara ve gençlere en önde yer ayrılmış. Önce onlara söz veriliyor.
Köyün çocukları geliyor sahneye, köylerinden, mahallelerinden, arkadaşlarından ayrılmak istemediklerini defalarca tekrarlıyorlar. Sahneye çağrılan abla ve ağabeylerine de söz veriliyor sonra. Gençler “birlikte mücadelenin, dayanışmanın öneminden söz ediyor: yaşam alanlarına yapılan saldırılara karşı “tek kalmamak, bir olmak lazım” diyor.
MUÇEP sözcüsü, İklim Krizine karşı Greta’nın başlattığı bu greve, mücadele ve dayanışma alanlarında var olarak katılmanın önemini, kesilmek istenen ormanın değerini, yaşam alanlarının nasıl kuruduğunu anlatan basın duyurusunu paylaşıyor… https://mucep.org/index.php/2019/09/21/milasta-kuresel-iklim-grevi-etkinligi/
Anneler sözü aldığında, hepsinin kararlı olduğu, “ölmek var, dönmek yok” demelerinden belli oluyor. “Zeytinlerimizi kesmek istemiyoruz, gidecek yerimiz yok, nereye gideceğiz” diyor, en yaşlı olan. “Zengin, daha çok zengin olacak diye biz topraklarımızdan mı olacağız” diye soruyor en genç olan. Kırmızı hırkalı olan, “ben her sabah kendi bahçemden domatesimi toplayarak, sütümü sağarak kahvaltı etmek istiyorum” diye yumuşak yumuşak anlatmaya başlıyor: “bu sadece orman meselesi değil ki, bizim için yaşam meselesi… biz alıştık burada yaşamaya, komşularımıza alıştık… biz başka bir yerde yaşayamayız ki… derken sesi titriyor. O da “ölmek var dönmek yok” diye bitiriyor, sözünü…

Belediye Başkanı Muhammet Tokat’ın hemen hemen tüm yaşamı bu termik santraller ve madenlere karşı mücadeleyle, toprak kavgaları ile geçmiş. Adım adım havanın, toprağın, suyun kirlenmesini görmüş. Onun ailesi de toprakta verimin düşmesinden mağdur olmuş. Yapılanları, nasıl karşı koyduklarını anlatıyor. Bazen mücadeleden yorulanların, dayanamayanların olmasına rağmen hala mücadelenin sürdüğünü anlatıyor. Milletvekilleri sözü alıyor. HDP Milletvekili Tiryaki: Bu krizin sermaye sahibi enerji ve maden sektöründeki birkaç şirketin akıl almaz kar hırsı ve bu şirketleri destekleyen iktidarın halkı karşısına alan saygısız politikaları nedeniyle olduğunu ve buna benzer doğa/yaşam alanlarını yok etmeye dönük örneklerin Hasankeyf’den, Çanakkale’ye, Sinop’tan Mersin’e Türkiye’nin birçok yerinde olduğunu hatırlatıyor ve mücadelenin haklı olduğunu, Milaslıların yaşam alanlarından koparılmaması için onlarla birlikte mücadele edeceğinin sözünü veriyor. CHP milletvekilleri de uzun uzun aynı minvalde sözler söylüyor.
Konuşmaların ardından yerel sanatçılardan oluşmuş bir ikili, türküler söylüyor. Kıpır kıpır ettiriyorlar dinleyenleri. Ardından gençler sahneye çıkıyor, çoşkulu şarkılar dinliyoruz… Alkışlarla konser biter bitmez piknik alanı, el birliği ile tertemiz toplanıp, bırakılıyor…
————————–/////—————————-
23 Eylül 2019, ÖLÜM ÇUKURUNUN YANINDA PRAKSİS KONSERİ
MUÇEP’i biliyorsunuz, meclis biçiminde örgütleniyorlar. Başkanlık falan yok. Hiyerarşiyi red ediyorlar. Gönüllülük bazında çalışıyorlar. Genellikle işlerin hamallığını yapan gönüllüler var. Azlar. Ama varlar. Çok yoruluyorlar. Yardımı hak ediyorlar… Bütün örgütlenmelerde olduğu gibi: MUÇEP’e gönül veren çok insan olmasına rağmen, yapılacak işlerin çoğu aynı “hamallar”ın üzerine kalıyor. Çok sızlandıklarını görmedim ama adamakıllı yorulduklarının da şahidiyim.
Bu sefer, Datçalı MUÇEP Gönüllüleri, Yatağan’da Turgut Mahallesine gidiyor. Turgut, Tayyibe Abla’nın köyü diye bilinir: hani zeytinliklerini savunmaktan, mücadeleden vazgeçmeyen Tayyibe Hanım…
Turgut’a giderken, sol yanınızda özelleştirilmiş kömür santralini göreceksiniz. Görüntüsüyle bile dehşet saçıyor. Eski. Kirli. Pas içinde. Yüksek Gerilim hattının direkleri bile kirli, paslı. Her yer tozlu, her şey kızıla çalan pas renginde. Hani terk edilmiş bir yer izlenimi de veriyor. Vardır ya: bazı gitgide nüfusları azalan kasabalar. Paslı, yıkık bir lunapark düşleyin: o terk edilmiş kasabanın orta yerinde. Aniden ürküntü veren bir gürültüyle çalışmaya başlıyor. Yerlerden kalın toz bulutları kalkıyor ve rüzgarın önüne katılmış dikenli çalı parçaları ardı ardına yol boyunca akıp duruyor. Sanki Dünyanın başına bir işler gelmiş de. Tarih ötesi bir çağdan bakıyor gibisiniz dünyaya… Bu kadar mı isabet olur: ya geldi ya da gelecek demişken, belki de çoktan gelmiş o felaket, dünyanın başına!?
Dünyanın en kirli havaya sahip 6. şehri: Muğla
2018 Greenpeace’in bir araştırma raporuna göre: cennet sandığımız Muğla meğer dünyanın en kirli havasını soluyan altıncı kenti imiş… Normal standartların birkaç misli fazlasıyla hem de. İlk üçte, hani sokakta yürürken, güçlükle soluk alıp veren, zavallı Çinlilerin, Hintlilerin ve Rusların şehirleri varmış. Muğla henüz o kadar değil. Henüz gaz maskeleri kullanmıyoruz! Ama yakındır. Sülfür ve karbon emisyonlarının artışı böyle giderse, bizler de yolda yürürken sapır sapır dökülmemek için karbon ve sülfür maskeleri ile nefes almaya çalışacağız, yaşam alanlarımızda. Biliyorsunuzdur belki, uzun bir süredir, hava kirliliği raporları paylaşılmıyor kamuyla. Bir garip yasak var, halk sağlığı üstünde.

Turgutlu’da İklim Krizine karşı İklim Grevi
Bir distopik düşten uyanır gibi olduğumuz sırada, Turgut’ta “Ölüm Çukuru” da denen, maden sahasının yanında, Tayyibe Hanımın zeytinliğine ulaşıyoruz. Zeytinliğe giden yol molozlarla kapatılmış, maden şirketi tarafından. Daracık bir patikadan girebiliyoruz. Aslında Tayyibe Hanımın zeytinliğine en az 60-70 metre mesafe bırakılması lazım… Hayır ama maden sahası 10 bilemedin 20 metre sonra başlıyor? Ortalık jandarma kaynıyor. Bir de bir sürü özel güvenlikçi var. Maden şirketine aitler. Senelerdir çekilmeyen emniyet şeritleri, göstermelik olarak çekilmiş. Adeta insan aklıyla alay ediliyor. Sahanın kenarında, bölgenin arkeolojik kazı alanı olduğu ve girilmesinin ve fotoğraf çekilmesinin yasak olduğu yazılı. Şaka gibi değil mi? Elimdeki fotoğraf makinasını gören özel güvenlik görevlisi, kibar olmaya çalışarak uyarıyor. Boş boş bakıyorum adamın suratına.
Yatağan Belediye Başkanı AKP’li. Milas’ta olduğu gibi yardımcı olmuyorlar köylüye, elbette. Hatta zorluk da çıkartmış, mülki yetkililer. Son dakikaya kadar, belki de kaymakamlık izin vermek istememiş, izni geciktirmiş. Daha önce destek veren muhtar bu kez, biraz uzak kalmış. Sanki biraz kulaklarının çekildiğini söylüyor, söyleyenler… Yatağandan ve köyden gelmek isteyenlerin kulakları bükülmüş, yine de gelmek isteyenlere taşıt gönderilmemiş… Zorluğun bini bir para. Ama yine de ulaşmak isteyenler ulaşıyor. Etkinlik 16.00’da. Belki biraz daha geç doluyor ama doluyor konser alanı. Belki çok kalabalık değil. 150-200 kişi var yine de. Yine özenli hazırlanmış bir alan. Sahne ve ses tertibatını Muğla Büyükşehir Belediyesi üstlenmiş.
MUÇEP Basın Açıklaması
Saat 16.00’da maden sahasının kenarına gidiliyor. Koca koca makinalarla yeri delmişler, maden sahası tıpkı bir kanser gibi yayıldıkça yayılmış, dereleri de-tepeleri de yutmuş. Yemyeşil ormanı küçültmüş de küçültmüş. Kocaman bir çukur açılmış. Muğla Çevre Platformunun Basın Açıklaması, insana dehşet veren o Ölüm Çukurunun tam kenarında okunuyor: Turgut’tan bu Ölüm Çukurunun dibinden bir kez daha sesleniyoruz… Yetkilileri hem bölge halkımızı yaşadığı ekolojik ve sosyal felaketlerden kurtarmak, hem de küresel boyuttaki iklim krizinin çözümü için sorumluluk almaya çağırıyoruz… https://mucep.org/index.php/2019/09/24/muglayi-komurlu-termik-santrallerden-dunyayi-iklim-krizinden-kurtarin/
Konuşmalar ve Praksis Konseri
Yine CHP’li vekiller yalnız bırakmıyor, gelenleri. Tabip Odasından bir doktor, kömür santralinin insan hayatından nasıl çaldığını, bugüne varıncaya kadar 45-50bin insanın erken yaşta ölmesine sebebiyet verdiğini anlatıyor. Praksis, zeytinliğe geliyor. Hemen birer bardak çay içip, çalışmaya ses tertibatını denemeye başlıyorlar. Denemeleri bile zevkli; sanki konser başlamış gibi, mikrofondan sohbet başlatıyorlar. Bas gitarcıları hasta olduğundan gelememiş. Orkestraya uygun ses düzeni nihayet kuruluyor.
Konuşmalar başlıyor. Önce köylülere, sonra gelen diğer konuklara söz veriyor, MUÇEP sözcüsü Zeynep… Tayyibe Hanımın 95 yaşında amcası anlatıyor: Maden sahasına kaptırdığı zeytinliğini gösterip, “orada dedemler zamanından beri varolan 27 büyük zeytin ağacı vardı… Onlar için yas ediyorum” diyor. Gözleri sanki biraz nemleniyor. Yutkunması artıyor. “Bir kaside okumak istediğini söylüyor, zamanında sesi güzel bir mevlithan’mış. Başlıyor okumaya:
Altında taşlar batar, üstünde çimenler biter.
Yılanlar, çıyanlar senin yanında mekan tutar.
Allahım senden imdat olmayınca
Ben o zaman kime yalvarayım…
95 yaşında yorgun ses bazen yetmiyor ama bazen şaşkınlık verecek kadar etkileyici oluyor. Ardından gelenler de kaybettikleri zeytinlikleri, elin yanında çalışmak zorunda kaldıklarını anlatıyor.
En son milletvekillerine söz veriliyor. CHP Muğla Milletvekili Süleyman Girgin, madenci kimliğiyle konuşuyor.. Maden sahalarının yaşam alanlarını tehdit etmemesi öncelikleri olmalıdır diyerek konuşmaya başlıyor ve maden sahasının tehlikelerinden söz ediyor. Ardından yine CHP’den Muğla Milletvekili olan Burak Erbay, Köyceğizde geçmiş deneyimlerini aktarıyor.

Gençler, konuşmalar bittiğinde önlere doğru yanaşıyor. Praksis, sahneye tekrar yerleşiyor, bizim şarkılarımız copyright’lı değil, copyleft’li diyerek: teliften feragat ettiklerini anlatıyorlar ve konser adeta tekmeye kafa atarak başlıyor:
Bize anlatıyorlar…
Utanmadan, sıkılmadan yüzümüze anlatıyorlar…
Bizi, bizi, bizi anlatıyorlar…
Bunlar bize hep anlatıyorlar…
Anlatıyorlar:
Bir varmış, hep varmış…
Bas gitar olmayınca, akustik gitara çok yük biniyor. Gitarın teli kopuyor. Grup, şaşkın. Gitarın telini değiştirmek, akort falan uzun sürecek derken.. İzleyen gençlerden biri kendi akustik gitarını getiriyor. Konser devam ediyor. Herkes ayakta kafa sallayanlar, sallananlar, alkışa tempo tutanlar, çılgınlar gibi dans edenler…
Kömürsüz Muğla için Praksis herkese güç katıyor… 1996 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kapatma kararına rağmen hukuk ayaklar altına alınarak, kapatılmayan termik santrallerin ve kömür madenlerin kapatılması için mücadele sürüyor…

DatçaGündem’den alınmıştır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir