Ekoloji Birliği: Sermayenin Sahte Zirvelerine Karşı “Birleşik Mücadele!”
Bu yıl Antalya’da 9 ile 20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde sürece ilişkin konular ve tartışmalar gündeme girmeye başlarken, basın ve kamuoyuna bir açıklama yapan Ekoloji Birliği; dünyaya dayatılmış sermaye düzeninin doğaya ve insanlığa olan sömürüsüne karşı ekoloji, demokrasi ve hukuk mücadelesinin yükseltilerek toplumsal hale getirilmesi ve topyekûn mücadele çağırısında bulundu.
Küresel iklim krizinin yegane sorumlularının temsilcileri tarafından düzenlenmekte olan COP’lara yönelik eleştirilerde de bulunan Ekoloji Birliği, yapılanların sadece bilimden iyice uzaklaşmış emperyalist-kapitalist sistemin ömrünü uzatabilmek için yeşil cümleler kurarak dünya halklarına yönelik göz boyama ve kandırmacadan ibaret olduğunu vurguladı.
Ekoloji Birliği, açıklamasında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 zirvesi için Akbelen’deki talanın sorumluları Limak Holding, IC Holding, Rönesans Holding ve Sinpaş Holding’in “iklim destekçisi”, Cengiz Holding’in ise “uygulama ortağı” olarak ilan edilmesinin de bu gerçeğin bir göstergesi olduğunu ifade etti.
Ekoloji ve iklim mücadelesinin ancak halkın kendi meşru, bağımsız öz gücüyle yürütülebileceğini, eylem ve etkinliklerin bu ilkeyle örülmesi gerektiğini belirten Ekoloji Birliği, açıklamasında bazı taleplerini de sıraladı. Ekoloji Birliği, küresel barış ve adaletin sağlanabilmesi yolunda mücadele edenlerle dayanışma çağrısında da bulunarak “dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz” ifadesinde bulundu.
Ekoloji Birliği‘nin Antalya’da 9 ile 20 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde basın ve kamuoyuna yaptığı açıklaması şöyle:
SERMAYENİN SAHTE ZİRVELERİNE KARŞI “BİRLEŞİK MÜCADELE”
9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’in çağrısı şöyle: “Medeniyetin başladığı bir toprağın mirasından ilham alan Türkiye; iş birliğine dayalı, adil ve sürdürülebilir küresel bir iklim geleceği için çağrıda bulunuyor.”
Ekoloji Birliği olarak soruyoruz:
— İklim değişikliğine karşı kimlerle iş birliği yapacağız?
— Kimin için adil ve sürdürülebilir küresel bir iklim geleceği isteniyor?
— “Diyaloğun küresel eyleme dönüştüğü yer” olarak tarif edilen COP31, kimlerle diyalog kuruyor?
— “Uzlaşıdan somut eyleme iklim destekçisi” olduklarını iddia edenler kimlerle uzlaşıyor?
— “Karbon ticareti”, “adil dönüşüm”, “elektrikli araba”, “yeşil enerji”, “sıfır atık” gibi kavram ve olgularla sermayenin birikim yapacağı yeni alanlar açarak mı bu “kriz” çözülecek?
Sera Gazları Sebep Değil Sonuçtur!
Biliyoruz ki; kapitalizmi pusula edinmiş devlet ve sermaye, yaşadığımız ekolojik çöküşün sebebini atmosfere bırakılan sera gazlarına indirgeyip üretim ve tüketim süreçlerinde yarattıkları yıkımları maskelemeye çalışmakta.
Oysa yalnızca salımlara odaklanan politikalarla iklim değişimi engellenemez!
Bugüne kadar yapılan COP’ların en büyük başarısı; madencilik yapan, fosil yakıt çıkarıp satan, hava ve deniz yoluyla lojistik yürüten, termik ve nükleer enerji santralleriyle RES, GES ve HES’lerle elektrik üreten, müştereklerimizi yok eden inşaatlar yükselten, savaş sanayiine üretim yapan şirketlerin ve onlara finansman sağlayan bankaların iklim değişikliğinden sorumlu tutulmalarını engellemek, küresel ölçekteki yağma düzenini gizlemektir.
Bizim COP31’den hiçbir beklentimiz yok!
Bu zirve, kapitalist ülkelerin kendi yarattıkları iklim değişikliği sorunu karşısında yürüttükleri “bir şey yapılıyormuş tiyatrosu” ve küresel bir “yeşil yıkama” aracıdır!

Şirketlerin Yağması, Savaşların Yıkımı ve Çevresel Irkçılık
Bu zirvenin ortakları ve sponsorları, Türkiye’nin dört bir yanını talan eden dev maden ve enerji şirketleridir.
COP31’in küresel iş ortağı Koç Holding’in en büyük gelir kaynağı TÜPRAŞ, petrol rafinajını azami kapasitede sürdürüyor.
— Akbelen Ormanı’nda kömür madeni için orman kıyımı yapan Limak’ın ve IC Holding’in,
— Artvin Murgul, Cerattepe ve Kazdağı’nda siyanürlü altın projeleriyle talan yürüten Cengiz Holding’in
— Kızılbük’te deniz ekosistemine zarar veren Sinpaş’ın zirvede destekçi yapılması bizim için şaşırtıcı değildir!
Aksine, sermaye zirvelerinin fıtratı tam olarak budur.
Memleketin dağını, taşını, toprağını, suyunu paraya tahvil eden; işçilerin ciğerini söndürüp ölüme terk eden; köylünün zeytinini söküp atan bu şirketler mi iklim değişikliğini önleyecek?
Ülkemizin işçisinden doğasına kadar sömüren bu şirketlerle mi diyalog kuracağız?
Onlar mı sağlayacak iklim adaletini?
Emperyalist ülkeler Türkiye’yi Avrupa’nın plastik çöp deposu haline getirerek ekolojik sömürgeciliğin faturasını Adana’da, İzmir’de zehir soluyan güvencesiz ve göçmen işçilere; sahilleri kullanan halka; denizdeki balıklara ve o kirletilmiş suyla kirletilmiş toprakta yetişen ürünleri tüketen hepimize kesmektedir.
Bizler biliyoruz ki Akbelen’deki köylünün yaşam alanlarının yok edilmesi ile madendeki işçinin kanser olma pahasına çalıştırıldığı güvencesizlik, aynı sömürü mekanizmasının sonucudur.
Demokrasi Olmadan Doğa Korunamaz!
Tüm dünyada demokrasi ve insan hakları üzerindeki baskılar artmakta, özellikle halkın sesi olan basın özgürlüğü her yerde hedef alınmaktadır. Bugün COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye’de gazeteciler tutuklanmakta, medya organlarına ve yerel yönetimlere kayyumlar atanmaktadır. Basın özgürlüğü her türlü özgürlüğün anasıdır; bunun kısıtlanması halkın haber alma, söz, örgütlenme ve eylem hakkının gasp edilmesidir.
Çok iyi biliyoruz ki demokrasi olmadan doğayla uyumlu bir yaşam mümkün değildir.
Ekoloji mücadelesi, demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Savaş En Büyük Ekolojik Yıkımdır, COP31 Bu Yıkımın Suç Ortağıdır!
Bu küresel tiyatro sürerken Filistin’de, İran’da, Ukrayna’da ve dünyanın dört bir yanında savaşlar can almaya, doğayı geri dönülemez şekilde tahrip etmeye devam ediyor. COP31 sahnesinde “iklim geleceği” tasarladığını iddia eden devletler ve zirvenin sponsoru olan dev holdingler, aynı zamanda savaş sanayiini finanse eden, silah üreten ve militarizmden beslenen odakların ta kendisidir.
Hükümetlerin savaş bütçelerinde yaptıkları astronomik artışlar, iklim değişikliğini çözmek için değil, gezegenin ve halkların geleceğinden çalınan kaynaklardır; COP zirveleri ise bu devasa askeri karbon ayak izini ve yıkımı maskeleyen birer şovdur.
Savaş, en büyük ekolojik yıkımdır.
Bizler, tel örgülerle ve güvenlik duvarlarıyla bölünmüş bir dünyaya karşı dünya halklarını barış içinde yaşamak için dayanışmaya ve savaş karşıtı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.
Belediyeler Kirli Oyundaki Ortaklığını Geri Çekmelidir!
Bu kirli tiyatroda bizi en çok kaygılandıran durumlardan biri de halkın oylarıyla seçilmiş bazı yerel yönetimlerin bu zirveye sunduğu lojistik ve siyasi destektir.
Ankara, Antalya, Mersin, Niğde ve Samsun gibi belediyeler ile Türkiye Belediyeler Birliği ve Marmara Belediyeler Birliği, iktidarın ve holdinglerin günahlarını örten bu uluslararası şovun yerel uygulayıcısı ve meşruiyet kalkanı haline getirilmektedir. Yerel yönetimler sermayenin değil, halkın çıkarını korumakla yükümlü seçilmiş organlardır!
Ekoloji Birliği Olarak Taleplerimiz ve Çağrımız:
- Belediyeler Ortaklığını Geri Çeksin: Bu konferansı destekleyen yerel yönetimler ve belediye birlikleri, holdinglerin günahlarına kalkan olmayı bırakmalı ve COP31 ortaklığını derhal geri çekmelidir! Safınız şirketlerin yanı değil, halkın yanıdır.
- COP31 İllüzyonuna Son Verilsin: Sadece salımlara odaklanan, krizden yeni kâr kapıları açan yeşil yıkama politikalarından vazgeçilmeli; üretimin kâr odaklı değil, toplum ve doğa yararına kamusal ve katılımcı bir planlamayla yürütüldüğü ekolojik bir düzen hedef alınmalıdır.
- Maden ve Enerji İşçilerine Kamusal İstihdam Güvencesi Verilsin: Doğa katili termik santraller ve maden sahaları planlı bir şekilde kapatılırken buralarda sömürülen tüm işçiler hiçbir hak ve kıdem kaybı yaşamadan eski maden sahalarının ekolojik rehabilitasyonu ve ormanlaştırılması projelerinde kamusal istihdam güvencesine alınmalıdır.
- Çöp İthalatı Derhal Yasaklanmalıdır: Türkiye’yi emperyalizmin çöplüğü haline getiren plastik ve atık ithalatı tamamen yasaklanmalı, geri dönüşüm adı altında işçi sağlığını sömüren tüm tesisler sıkı kamusal denetim altına alınmalıdır.
- Ekokırım Suçlularından Hesap Sorulsun; Savaş Bütçeleri Ekolojik Onarıma Aktarılsın: Doğayı yağmalayan yerli ve yabancı tekellerin yarattığı tahribatın maliyeti kendilerine ödetilmeli; halkları ve doğayı yok eden savaş bütçeleri kesilerek gezegenin onarımına aktarılmalıdır.
- Demokratik Haklar ve Basın Özgürlüğü Güvenceye Alınsın: Ekolojik ve sosyal yıkıma karşı ses çıkaran halkın söz, eylem ve örgütlenme hakkı önündeki engeller kaldırılmalı; özgür basın üzerindeki baskılara ve kayyum politikalarına son verilmelidir.
Ekoloji ve iklim mücadelesinin ancak ve ancak halkın kendi meşru, bağımsız öz gücüyle yürütülebileceğine inanıyor; eylem ve etkinliklerimizi bu ilkeyle örmeye devam ediyoruz.
Yeryüzünün dört bir yanında ormanları, su kaynaklarını, toprakları ve meraları yok eden, gezegeni nefessiz bırakan bu vahşi talan furyasına karşı halkı, hiçbir küresel veya yerel güç odağına yaslanmadan, kendi öz gücüne güvenen topyekûn bir mücadeleye çağırıyoruz.
Ülkemizde ve yeryüzünün her yerinde ormanı, toprağı, suyu ve havası için direnenleri selamlıyoruz; onlarla enternasyonalist bir dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz. Aramızdaki iş birliğini geliştirmek için daha fazla çabalayacağız.
Sistemi Değiştir, İklimi Kurtar!
Savaşa Hayır, Doğaya ve Yaşama Evet!
