38. Genel Meclis Basın Duyurusu
10. Yılımızda 38. Genel Meclis Toplantısında Datça’dan Sesleniyoruz…
Gündemimiz yoğun. Gün geçmiyor ki yaşam alanlarımıza yeni bir saldırı yaşanmasın! Bugün burada
Datça Yat limanı önündeyiz… birazdan bir başka saldırı alanına haksız bir özelleştirmeye karşı ses
vermek üzere Eski Hastane önündeki basın açıklamasına da katılacağız…
Öncelikle Akbelen Direnişini ve Yaşam Savunucusu arkadaşımız Esra Işık’ı selamlayarak basın
açıklamamıza başlıyoruz:
Biliyorsunuz 3 gün önce Akbelen’de Esra Işık, MUÇEP olarak kurulduğumuz ilk günden beri
dillendirdiğimiz üzere kirli enerji şirketlerinin gezegeni zehirleyen termik santrallerine maden sahası
açmak üzere kesilen ormanı, ağaçları savunduğu için, köylülerin ellerinden ancak harp zamanlarında
istisnai olarak uygulanan acele kamulaştırma kararı ile geçimlik toprakların işgal edilmemesi için
direnmesi dolayısıyla tutuklandı.
Bilinmelidir ki:
ÇİFTİNİ, ÇUBUĞUNU, TOPRAĞINI SAVUNMAK SUÇ DEĞİLDİR! ANAYASAL BİR HAKTIR. Esra Işık derhal
serbest bırakılmalı, bunların müsebbibi termik santraller, mahkeme kararları uygulanarak acilen
kapatılmalıdır. Akbelen çevresindeki köyler ve tüm Muğla’da alel acele çoğaltılan maden ruhsatları da
derhal iptal edilmelidir…
…
Bugün burada önünde toplandığımız, (Datça) Yat Limanı İnşaatı, tamamı Özel Çevre Koruma Bölgesi
olarak ilan edilmiş Datça’ya, Datça’nın korunması gereken doğal varlıklarına indirilmiş en ağır
darbelerden biridir. Senelerdir bu yat limanının Datça’nın korunması gereken denizine, oksijen kaynağı
deniz çayırlarına, türü azalmış deniz canlılarına, azalan içme suyuna, göletine, ormanına, plajına,
adasına, kültürüne, tarihine, halka açık olması gereken kıyısına, verimli toprağına, istihdam olanağı
yaratacağı söylenen yerelde yaşayan insanına vereceği zararları anlattık durduk.
Bu yat limanının vereceği zararlar, uydurulmuş bir masal değil. Yerel Mahkemelerde açtığımız
davalarda, çeşitli üniversitelerden uzman bilirkişiler, bu Yat Limanının hem yapım ve hem de işletme
sürecinde Datça’ya vereceği zararları raporlaştırdı. Ama adalet, maalesef tecelli etmedi. Üst
mahkeme, bilirkişi raporlarına itibar etmedi ve yerel mahkemenin verdiği koruma kararını bozdu. Bu
kararla Datça’nın doğal yaşam alanlarını mahvedecek kalkınmacı bir bakışla doğayı sermayelerine
katarak zenginleşmeyi kafalarına koymuş parababalarının saldırılarına hukuksal olarak karşı koymanın
yolları kapatılmış oldu. Mahkeme, bu koyları, kıyıları, davacı olarak denizi korumak isteyen yaşam
savunucularını, bilirkişi raporlarına ve yerel mahkemenin kararlarına rağmen “haksız” buldu.
Çevre davalarında üst mahkemelerin yerelde kazanılan çevre davalarındaki bozma kararları, son
zamanlarda pek fazla üst üste geliyor. Sadece Datça’da Yat Limanında değil, Muğla’da korunması
gereken Bodrum-Milas Tuzla Sulak Alanında Ağaoğlu’nun ya da yine korunması gereken Marmaris’te
Kızılbük Koyunda Sinpaş’ın yaptığı müdahaleler… ya da Muğla’da, Denizli’de, Aydın’da, İzmir’de
korunması gereken orman alanlarına yapılan müdahaleler ya da son dönemlerde hızla artan maden
ruhsat alanlarına karşı açılan davaların kazanılmış olmasına rağmen üst mahkemelerden sürekli olarak
dönmesi… Doğal yaşam varlıklarının korunmasına yönelik çevre mücadelesinin sağlıklı işlemeyen adli
kanallarda açılan davalarla kazanılamayacağına dair kaygılarımızı çoğaltıyor.
Çevre (ekoloji) mücadelesinin tıpkı emek, özgürlük, kadın ve diğer hak mücadeleleri gibi toplumsal,
siyasal ve iktisadi alanda, tüm demokrasi güçleri birlikte iç içe, yan yana ve sokakta, alanlarda da
yürütülmesi gerekiyor.
Muğla Çevre Platformu – MUÇEP, 10 yıl önce tam da bu anlayışla bir araya gelen siyasi oluşum,
sendika, dernek, meslek odası, kadın ve çevre örgütleri gibi birçok demokratik kitle örgütünün ve
bağımsız yurttaşın bir araya gelmesi ile 4 Aralık 2016’da Akyaka’da kuruldu. MUÇEP’in kuruluşuna
doğal yaşam alanlarını koruması gereken devletin, bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle ekolojik
temelli raporlarında korunması gereken alanların koruma derecelerini düşürmeye kalkışması neden
olmuştu. MUÇEP, ekolojik temelli raporlarla koruma dereceleri düşürülerek yok edilmeye çalışılan
yaşam alanlarının korunmasına dönük hak mücadelelerinin yanısıra… Gökova, Sandras, Bodrum,
Marmaris, Milas, Yatağan, Datça-Bozburun, Köyceğiz, Fethiye dahil birçok bölgede
ormansızlaştırmalara, kıyılarda-ormanlarda-korunan alanlarda işgallere ve yapılaşmalara, kömürlü
termik santrallere ve bu santrallere kömür için ormanları işgal eden enerji ve maden şirketlerine,
çimento fabrikası, beton santralleri, mermer-krom-bakır maden sahalarına, koruma alanlarında yat ve
kruvaziyer limanlarına, su varlıklarının ticarileştirilmesi dahil birçok alanda çevre mücadeleleri
yürüttü, hak mücadelelerini destekledi. MUÇEP çevre mücadelesini, demokrasi mücadelesinden;
sosyal, siyasal, ekonomik alanlarda birlikte yürüyebileceği her kesimle birlikte örmekten, yürümekten
asla vazgeçmedi, vazgeçmeyecek…
10 yıl önce kurulan MUÇEP’in ilkeleri, “doğaya insan merkezli bakılamayacağı, doğanın mülk
edinilemeyeceği, tüm canlıların doğa içinde insan kadar var olma hak ve imkânına sahip olması
gerektiği”ne vurgular yapılarak başlar. İlkeleri arasında işleyiş açısından özgürlükçü-eşitlikçi olduğu,
hiyerarşik, çoğunlukçu ya da cinsiyetçi olmadığı, doğrudan demokrasiyi – meclisli/yatay örgütlenmeyi
ve çoğulculuğu benimseyen bir örgütlenme anlayışını benimsediği belirtilir. Faaliyetlerini
gönüllülerinin katılımıyla yerel meclisler ve çalışma grupları eliyle yürütür. Kararlarını, tıpkı dün 4
Nisan 2026’da 38.sini Datça’da yaptığı Meclis Toplantısında olduğu gibi düzenli aralıklarla topladığı
meclislerinde almayı öncelemektedir.
Ekoloji alanında yürütülen bu mücadelenin sadece mahkeme salonlarında aranacak bir hak
mücadelesi olmadığını bildiğimiz için yaşam alanlarımızı, toprağımızı, suyumuzu, havamızı korumak ve
talana karşı durmak için sokaklara da alanlara da çıktık, çıkacağız.
Önümüzde Kasım ayında Ülkemizde-Antalya’da yapılacak bir İklim Değişikliği Konferansı var.
Düzenlenen bu uluslar ve devletler-arası konferanslarda toprağına, suyuna el koyulanlar, havası
kirletilenler, zehirlenenler, ezilenler, emekçiler, kadınlar, gençler, yaşlılar, yoksullar, halklar bir türlü
taraf olamadı. Bu konferanslarda taraf olanlar, hep sermaye kesimlerine arka çıkan devletler,
devletlerin organları, siyasi destekçileri oldu.
Muğla Çevre Platformu-MUÇEP olarak 10. yılımızı kutladığımız bu yıl, yaptığımız tüm etkinliklerle
sadece ekolojik alanda değil; siyasal ve toplumsal tüm alanlarda, tüm demokratik kuruluşlarla, hak
savunucusu örgütlerle birlikte yine yerimizi alacağız…
Devletlerin COP 31’ine karşı, tüm Halkların İklim Zirvesine destek olacağız… Ölümü değil Yaşamı
Savunacağız…
Muğla Çevre Platformu – 5 Nisan 2026
basın duyurusunu indirmek için: https://mucep.org/wp-content/uploads/2026/04/mucep38basinaciklamasi.pdf
