Yatağan’da yeni kömür işletmesi projesi için verilen “ÇED gerekli değildir” kararını Bilirkişi uygun bulmadı !

Av. Bora Sarıca – MUÇEP Hukuk Komisyonu Üyesi

Muğla İli, Yatağan İlçesi, Hacıbayramlar Mahallesi Mevkiinde Yatağan Termik Enerji Üretim A.Ş tarafından yapılması planlanan yeraltı kömür işletme projesi için Muğla Çevre Ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından verilen “Çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir” kararının iptali istemi ile Muğla Valiliğine karşı açılan Muğla 1. İdare Mahkemesi 2019/416 Esas sayılı davada 12. 7.2019 tarihinde yerinde keşif kararı verilmişti.

Bilirkişi heyetinden ÇED gerekli değildir kararına konu faaliyetin alanın niteliğine, tarım alanlarına ( mutlak tarım alanı) su kaynaklarına, duyarlı yörelere etkisinin neler olduğu, projenin çevreye olabilecek tüm etkilerinin göz önünde bulundurularak Şirket tarafından hazırlanan proje tanıtım dosyasının teknik ve bilimsel açıdan yeterli olup olmadığı, Projenin, özellikle bölge için hem tarımsal hem de içme su kaynağı için hayati öneme sahip dipsiz su kaynağına etkilerinin tespiti ve değerlendirilmesi istenmişti.

Bilirkişi heyet;  Projenin, imar planları ile planlama ilke ve esasları, tarım alanlarına etkileri, flora ve fauna, su kaynaklarına etkileri, çevresel etki, jeolojik, çevre jeolojisi ve madencilik açısından değerlendirmeler yaparak kapsamlı bir rapor hazırladılar.

İmar planları ile planlama ilke ve esasları açısından yapılan değerlendirmede, dava konusu projenin bulunduğu alanın,  gerek üst ölçekli plan olan 1/100.000’lik çevre düzeni planında gerekse 1/25.000 ölçekli nazım imar planında “tarım alanı ve sulama alanı içinde konumlandığını, Bu hususta ilgili kurum görüşlerinde alanın “mutlak tarım alanı” olarak belirtildiği, tarım dışı kullanımın uygun olmadığı belirtilmiştir. Tarım ve sulama alanı içerisinde kalan dava konusu proje alanının, bu haliyle hassas nitelikte bir alanda yer alması, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olacağı değerlendirilmesinde bulunulmuştur.

Projenin tarım alanlarına etkilerine ilişkin değerlendirmede ise;  yeryüzü kara parçasının ince bir tabaka şeklinde örten toprakların, iç dinamikler ve çevre koşullarının karşılıklı etkileşimi sonucunda şekillendiği ve doğal olarak ortaya çıktığı belirtilmiş, toprakların ekosistemin bir parçası olduğu, soyutlanamayacağı, ekolojik dengelerin yaşamsal bütünlüğü ifade ettiği, toprak kullanımında temel yaklaşımın sürekli ve sürdürülebilir olması gerektiği görüşü ifade edilmiştir. Toprakların yapay olarak oluşturulmayacağı, toprağın kendi yasa ve kuralları içinde şekillenerek ortaya çıkacağı vurgusu yapılmıştır.

5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi kullanımı kanuna atıfta bulunularak “Sulu Mutlak Tarım Arazisi” olduğu tespiti yapılmıştır. Bu tip arazilerin ilgili kanun maddelerine göre tarım dışı kullanımı yasaklanmıştır.

Dava konusu alanın 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı Ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanuna göre yapılan değerlendirmesinde kanunun 20. Maddesine göre Dava konusu proje alanına ait arazide kömür çıkarılmasının ve depolanmasının uygun görülmediği bildirilmiştir. Projede kömür galeri girişinin açılacağı, ayrıca üretilen kömürün yüzeye çıkarılması sonrası santral alanına sevk edilene kadar depolanması için 5.000m2 depolama alanı oluşturacağı, arazinin doğu batı kuzey ve güney yönlerinde ve çok yakın mesafede çok sayıda zeytin  bahçelerinin bulunduğu ifade edilmiştir.

Dava konusu projenin biyolojik çeşitlilik, flora ve fauna yönünden değerlendirmesinde, alanın biyolojik çeşitlilik kriterlerinin tamamına uyduğunu, böyle bir ekosistemin parçalanması veya antropojenik etkilere açılması;  yüzyıllar boyunca oluşmuş olan bu ekosistemin parçalanmasına, zamanla bozulmasına ve telafisi mümkün olmayan kayıplara yol açacağına dikkat çekilmiştir. Türlerin çeşitliliği, ekosistemin ve bir bütün olarak biyosferin normal işlevini sürdürmesi için gereklidir denilmiştir. Projenin, Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesine aykırı olduğu saptamasında bulunulmuştur.

Yatağan Termik Santralinin Muğla Yatağan yöresindeki orman toprağı ve ağaçları üzerindeki etkisine yönelik yapılan araştırmada yöre topraklarında ve bu topraklar üzerinde yetişen Kızılçam yapraklarında kabul edilebilir kükürt miktarının çok üstünde değerler tespiti yapılmıştır.

Ayrıca konu ile ilgili yapılan değerlendirmelerin devamında madenciliğin ekosistemler üzerinde mutlak etkilerinin olduğu, toprak erozyonu, sel basması ihtimallerini tetiklediği, üst solunum yolu hastalıklarına sebep olduğu, ayrıca köylerin ve şehirlerin boşaltılması gibi kalıcı sosyal problemlere yol açtığı yazılmıştır. Doğal ekosistemin bozulması ile istilacı türlerin ortaya çıkarak bozulma etkisinin katlanacağı söylenmiştir.

Dava konusu projenin su kaynaklarına olan etkisinin tartışıldığı rapor bölümünde şu çarpıcı tespitlerde bulunulmuştur:

“Dava konusu kapalı kömür işletmesinde gerçekleşecek su atımı sonucunda yeraltı suyu seviyesi azalarak tarımsal ve yaşamsal faaliyetlere zarar verecek, proje sahası ve çevresindeki yüzeysel kuyular kuruyacak, Yatağan çayındaki su kalitesi kötüleşecektir.”

 

Projenin çevresel etkilerinin değerlendirilmesinin, proje tanıtım dosyası ile mümkün olamayacağı pasa malzemesinin asit maden drenajı oluşturması halinde ne şekilde bertaraf edileceği gibi planlamalar yönünden eksiklikler içerdiği saptanmıştır.

Jeoloji ve Çevre Jeoloji açısından yapılan değerlendirmelerde ise Yatağan Havzasındaki kömürlü tortul kayalar ile yan kayaların metal ve radyoaktif elementler içerdiği, havzadaki yer altı su kaynaklarından alınan su örneklerinin ve kömürlü tortul ve yan kaya örneklerinin laboratuvar analizlerinin dahi yapılmadığı, yeraltı kapalı işletme sürecinde çıkarılacak kömür ve pasa malzemenin depo sahası zeminin yalıtımı konusunda bilgi verilmediği, bu malzemelerin çevreye karışmasını önleyecek çalışmaların neler olduğu konusunda proje tanıtım dosyasında hiçbir veri olmadığı belirtilerek meydana gelecek olumsuzluklar işaret edilmiştir.

Projenin madencilik açısından yapılan değerlendirmede ise öngörülen üretim sonucunda yeryüzünden 2 ila 6 metre arasında çökmelerin meydana geleceği tespitinde bulunulmuştur. Bu çökmeler sonucunda tarımsal alanlarda oluşacak deformasyonlar ve mevcut özel mülkiyetli taşınmazlar tarımsal amaçlı kullanılmaz hale geleceği öngörüsünde bulunulmuştur.

Sonuç olarak;  maden mühendisi, çevre mühendisi, ziraat mühendisi, ekolog ve çevre biyoloğu, jeoloji mühendisi, inşaat mühendisi, şehir plancısından oluşan bilim heyeti, hazırladıkları ve mahkemeye sundukları rapor ile tartışmaya mahal vermeksizin net bir şekilde ÇED gerekli değildir kararının uygun olmadığı kanaatine varmıştır.

 

Bir cevap yazın