Muğla Çevre Şenliği Açış Konuşması

3. Haziran 2018’de Akyaka’da yapılan Muğla Çevre Şenliği’nin Açış Konuşması metni -Serdar Denktaş

Merhaba Muğlalılar, Doğa dostları, Doğanın korunmasına gönül ve emek verenler,

Muğla Çevre Platformu’nun Akyakalı bir üyesi olarak, ev sahipliği yaptığımız bu organizasyonda Muğla Çevre Şenliği Komitesi adına sizlere hoş geldiniz diyorum. Yakın, uzak tüm ilçelerimizden etkinliğimize katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Şenliğimizin kotarılmasında Muğla genelinde emek veren tüm sivil toplum örgütlerine,  şenliğimize gönüllü olarak renk katmak üzere davetimizi kabul eden sanatçı dostlarımıza; Mabolla, Şubadap Çocuk, Yol Sahne, Moyo Masal ve Praksis’e; destekleri için Muğla Büyükşehir, Menteşe ve Ula Belediyelerine; emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi izninizle günün anlam ve önemine dair birkaç cümle sarf etmek istiyorum.

Muğla, zengin biyolojik çeşitliliği ile dünyanın biyolojik çeşitliliğinde önemli yer tutuyor. Denizi, kıyıları, dağları, ormanları, ovaları, meraları, zeytinlikleri, sulak alanları ile, birçok farklı ekosistemi barındıran önemli bir biyocoğrafyanın parçası. Bugün, bu biyolojik zenginliğimizin farkında olarak mutluluğumuzu ifade etmek ve tüm bu güzelliklere selam göndermek istiyoruz.

Ne yazık ki, tüketim odaklı büyüme anlayışı, sınırsız bir “kaynak” gibi gördüğü doğamızı tahrip ediyor. Yaşam alanlarımız doğanın kendini yenilemesine imkan vermeyecek şekilde tüketilirken, iklimleri değiştiriyoruz, hiç de doğal olmayan felaketler yaşıyoruz. Yalnızca kendimizin değil, gelecek nesillerin de varoluşunu tehlikeye atıyoruz. Ortak yaşam alanlarımız “sermayecilerin” hunharca saldırıları ile tahrip edilirken biyolojik çeşitliliğimiz hızla azalıyor. Yoksullaşıyoruz. Dünya yoksullaşıyor. Gelecek hafta, yani 5 Haziran haftasında Dünya Çevre Haftası etkinlikleri düzenlenecek ve bu sorunlara dikkat çekilmeye çalışılacak.  Bugün şenliğimizi yaparken bir yandan da bu sorunları dile getirmek istiyoruz.

Doğal kaynaklarının zenginliği dikkate alındığında, Muğla en çok saldırıya uğrayan bölgelerden birisi.  Yaşadığımız güncel ekolojik yıkımların belli başlı birkaç tanesini ifade etmek istiyorum:

Muğla genelinde Doğal Sit Alanlarında, ÇŞB tarafından, yerleşim yerlerinde yaşayan halkın imar sorunlarını çözüyoruz denilerek bir “yeniden değerlendirme” yapıldı. Üstelik daha önce yapılan çalışmaların bilimsel olmadığı, bu kez ekolojik temelli bilimsel araştırmalar esas alınarak yapılacağı söylendi. Sonra da akıllara zarar bir kararla, bu bilimsel araştırmalar bir emlak şirketine ihale ile hazırlatıldı.  Kamuoyundan özenle gizlenen ve hala kimsenin görmediği bu sözde bilimsel raporlara dayanarak hiçbir yerleşimin olmadığı Doğal Sit alanlarının koruma dereceleri düşürüldü. Zengin ekosistemlerimiz üzerinde yapılaşmanın yolu açıldı. Doğanın korunması için imza atılan uluslararası sözleşmeler yok sayıldı. Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi artık büyük bir yapılaşma tehditi altına girdi. Dünya Sakin Kentler Birliği’nin üyesi olan Akyaka’nın hiçbir koruma statüsü kalmadı.  Kadın Azmağı ve Akçağınar Azmağı arasında kalan, Gökova biyolojik çeşitliliğinin can damarı olan sulak alanımız üzerinde otellerin, turizm tesislerinin yapılması planlandı. Dünyanın gözbebeği Gökova, bilimsel kılıfa sokularak ranta kurban edilmek isteniyor.

Yine Gökova ÖÇK Bölgesi içinde yer alan Okluk, Bakanlığın yeniden değerlendirmesi ile artık koruma alanı olmaktan çıkarıldı. Cumhurbaşkanlığı adına yaptırılan yazlık saray inşaatı bir hançer gibi Muğla’nın yüreğine saplandı. 200 dönüm koruma alanı, etrafına çekilen beton duvarlarla adeta doğadan koparıldı, binlerce kamyon beton döküldü. Yalnızca yol yapımı için yaklaşık 50.000 ağaç kesildi, deniz dolduralarak lüks teknelerin yanaşması için bir liman planlanıyor. İnşaat atıkları ile denizde büyük bir kirlilik oluştu.

Bir diğer kanayan yaramız; Yatağan’da toprağı, havayı, suyu kirleterek ölüm saçan termik santral yetmiyormuş gibi, aynı bölgede yeni termik santralların yapımı planlanıyor. Bunlara kömür sağlamak için bölgedeki köylüler yüzlerce yıldan beri yaşadıkları verimli tarım topraklarından, köylerinden atılıyor, yaşam alanları yok edilerek kömür havzalarına dönüştürülüyor. Hiçbir ÇED süreci işletilmeden açılan maden ocakları adeta bir kanser gibi bu güzel coğrafyayı her geçen gün biraz daha yok ediyor.

Muğla için verdiğimiz bu örneklerin Türkiye genelinde yüzlercesini sayabiliriz.  Kısacası, tüm bunlar olurken bir kutlama yapmak söz konusu olamaz. Bu nedenle biz Dünya Çevre Haftasını, doğayı tehdit eden olumsuzluklarla yüzleşme haftası olarak görüyoruz. Ne mutlu ki, doğanın yok oluşuna sessiz kalmayan, buna karşı mücadele eden, güçlerini bir araya getiren bireyler, örgütler var. Muğla Çevre Platformu da bunlardan birisi. Doğal sit alanlarımızın korunması için Muğla genelinde sivil toplum örgütleri ve bireylerin biraraya gelmesi ile oluşturuldu ve yaklaşık 1.5 yıldır bu yıkımları gündeme taşımaya, yasal ve meşru haklarını kullanarak durdurmaya çalışıyor. Türkiye’nin birçok yerinde verilen yerel mücadelelerde olduğu gibi.. Dolayısı ile bu hafta, aynı zamanda ekoloji mücadelesi verenlerin de bir araya gelme haftası. Türkiye’de ve dünyada yaşam alanlarının korunması için uğraş veren tüm doğa dostlarına da selam gönderiyoruz,  bu yolda yaşamlarını yitirenleri saygıyla anıyoruz, dayanışmamızı selamlıyoruz.

Son söz olarak; Bırakın Muğla Cennet Kalsın diyoruz.

Tekrar teşekkürler.

Bir cevap yazın