GEREME’DE NELER OLDUĞU KONUŞULDU

Platformu) işbirliği ile düzenlenen “Gereme’de neler oluyor” paneli, 28 Ocak Pazar günü MİTSO Konferans Salonu’nda yapıldı.

Beçin-Ören yolu üzerindeki, tarihsel adıyla Gereme bölgesi olarak bilinen bölge, iki termik santrale kömür sağlanan maden ocaklarının açık işletme olarak işletilmesi nedeniyle, büyük tahribata uğramış durumda. Özellikle Hüsamlar ve Sekköy açık işletmelerinin olduğu yerler, eskiden tamamen ormanlarla kaplı olmasına karşın, şimdilerde çırılçıplak durumda. Üstelik, şimdi Karacahisar Köyü’ndeki kömür yatakları da açılacak. Bu arada bazı köylerimiz istimlak edilmiş ve boşaltılmış durumda, Hüsamlar ve İkizköy gibi.. Daha pek çok köy ve arazileri de istimlak edilecek alanlar içinde görünüyor. Geçen yıllarda, burada üçüncü bir termik santral projesi de olduğu ortaya çıkmıştı ve şu anda ne durumda olduğu da bilinmiyor …

Ayrıca, istimlak edilen köylerdeki vatandaşların yarattığı sosyal sorunlar var ve belki de bunlar arasında en önemlisi, köylülerin topraklarından nasıl bu kadar kolay vazgeçebildikleri sorusunu içeriyor. Bu bölgelerde tütün ekimine getirilen kısıtlamalar sonrasında, köylülerin alternatif tarım ürünlerine yönelik teşvik edilmesi de olmadığından, önümüzdeki dönem, başka köylerin de benzer bir akıbetle karşılaşabilecekleri biliniyor.

Gereme bölgesinin bir başka ve Akyol’a kadarki diğer köyleri de ilgilendiren bir başka sorunu da Çamköy-Karacahisar bölgesindeki yeraltı su kaynaklarının kurumuş olması. Ünlü Suçıkan kaynakları ve vatandaşların tarımsal sulama yaptıkları kuyular, geçtiğimiz yazdan beri kurumuş durumda. Hamzabey Çayı da aynı nedenle kurumuş durumda. Ünlü İncirli İn Mağarası’nın da olduğu Uyku Vadisi bölgesindeki o güzelim vadideki bitkiler ve hayvanlar, bir soykırımla karşı karşıya adeta..

Bütün bu sorunları ele almak üzere düzenlenen panel Milas Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi A.Coşkun Efendioğlu’nun moderatörlüğünde yapıldı. MUÇEP’ten Mustafa Tuncaelli, Toprak ve Bitkiler konusundaki ülkemizin en önemli uzmanlarından Prof. Dr. Doğan Kantarcı, Maden Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Aykut Akdemir ve nükleer fizikçi, madenci ve yenilenebilir enerjiler konusunda uzman Prof. Dr. Tanay Sıtkı Uyar’ın panelist olarak katıldığı toplantı, Milas Kent Konseyi Başkanı Mehmet Günlük’ün, enerjinin toplumsal yaşantımızdaki önemi ve zaman içinde enerji üretimindeki yeniliklerle ilgili yaptığı ve konuklara hoşgeldiniz dediği açış konuşması sonrası ilk söz, MUÇEP Çevre Komisyonu üyesi, Makina Mühendisi Mustafa Tuncaelli’ye verildi.

Yenilenebilir enerjinin üretimi çok daha ucuz

Tuncaelli, slayt eşliğinde, bölgemizdeki santraller ve bunlara kömür temin eden kömür ocaklarını, bunların doğada şimdiye kadar yaptığı tahribatı anlattıktan sonra, bölgede istimlak edilen köylülerin yaşadığı sosyal problemlerin net bir bilançosunun bile olmadığına dikkat çekerek, özellikle bu iki santral ve kömür ocaklarının özelleştirilmesi sonrası, yeni açılacak maden ocakları ve yapılmak istenen termik santralle ilgili bilgi vererek, haritalar üzerinden, yeni istimlak sahalarını ve bunun içine giren köyleri gösterdi. Yenilenebilir enerjinin üretiminin çok daha ucuza geldiği ve bölgemizin de özellikle güneş ve rüzgar enerjisinden en fazla faydalanılabilecek bir bölge olması nedeniyle, kömürle çalışan termik santrallerin artmasının ve bunlara gerekli olan yeni kömür ocaklarının açılmasının sakıncaları üzerinde durdu.   Olaya bütüncül bakmak gerek!

Maden Mühendisleri Odası

Panelin ikinci konuşmacısı, Maden Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Aykut Akdemir idi. Akdemir, konuşmasında, dünyada ve ülkemizdeki enerji kaynaklarının yüz yıllık seyri konusunda, rakamlarla bilgi verdikten sonra, ülkemizdeki enerjinin yarısından çoğunun, tamamen ithalata bağlı olan petrol, doğalgaz ve ithal kömürle  gerçekleştirildiğini, Oda olarak kendilerinin, yaşadığımız dönemde olmazsa olmaz bir şey olan enerji konusundaki tavırlarının, öncelikle enerji kayıplarının azaltılması yanında, yenilenebilir enerjiler ve ithal edilen petrol, doğalgaz ve kömür yerine, bizde petrol ve doğalgaz yeterince olmadığından, varolan yerel kömürlerden elde edilmesi şeklinde olduğunu belirtti. İthal kömürle ve ithal doğal gazla termik santral kurulmasına karşı olduklarını, sadece kömür alanında değil, bütün madenlerimizin çıkarılma süreçleri sonunda kendi sanayimizden son ürünler yetiştirme amacına hizmet edecek bir anlayışla çıkarılması gerektiği düşüncesinde olduklarını vurguladı. Bu nedenle de kamucu ve planlı bir madencilik anlayışını savunduklarını belirtti. Akdemir, ülkemizde maden sahalarının, tam tersine, tam bir peşkeş anlayışıyla özelleştirildiği için, madenciliğin kurallarına uyum konusunda da sıkıntıların doğabileceği endişesinde olduklarını vurguladı. Aykut Akdemir, ayrıca, “dışardan doğal gaza bağlı olmaktansa, kullanmak için enerji de gerektiğinden, bunu son teknolojilerle kendi linyitlerimizi kullanarak ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek, ulusalcı bir bakıştır” dedi. Olaya salt çevreci bir bakışın ürünü olarak Almanya’da ortaya çıkan Yeşiller Partisi’nin, ulaşabildiği son noktanın, Alman Dışişleri Bakanlığı olduğunun altını çizen Akdemir, şu anda onların da kapitalizme karşı çıkmayan, sistem içi bir parti haline gelerek, ilk ortaya çıktıkları misyondan tamamen uzaklaşmış olmasının da bu sağlıklı olmayan, olaya bütüncül bakmayan anlayışın sonucu olduğunun altını çizdi. Aykut Akdemir, enerji üretimi sürecinde kullanılan yerli kömürlerin, Yeniköy-Kemerköy ve Yatağan Termik Santrallerinde olduğu gibi eski teknolojili değil, yeni teknolojili santrallerle yapılması gerektiğini, zaten düşük kalorili olan bu kömürlerden, yeni teknolojiler sayesinde % 15 – 20 fazla verimin bu şekilde elde edilebileceğini belirtti. Ayrıca, TKİ’nin devlet eliyle bu kömürleri çıkarması sonrasında, ülkemizin başka birçok yerinde olduğu gibi Yatağan’da da kömür çıkartılan sahaların daha sonra ağaçlandırılarak eski haline yaklaştırıldığı, böylece ‘açılmış olan yaraların’ sarıldığı olumlu örneklerin de olduğunu belirterek, zaten böyle davranılması gerektiğini vurguladı. Akdemir, köylülerin, özellikle Karacahisar bölgesinde, maden şirketinin açtığı kuyularda patlatma yaparak, yeraltı sularının, kömür çıkarılacak koddan daha aşağılara kaçırıldığı yönündeki iddialarıyla ilgili olarak da, bunun bilimsel olarak çok mümkün ve gerçekçi olmayan iddialar olduğunu belirterek, bu tür işlemler için çok büyük patlatmalar yapılması gerektiğini, buradaki su kaybının nedeninin başka şeylerde aranması gerektiğini belirtti.

Sebzelerin ve meyvelerin tadı değişti!

Panelin üçüncü konuşmacısı Prof. Dr. Doğan Kantarcı idi. Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik santrallerinin arıtmasız bir şekilde ilk çalıştırılmaya başlandığı yıllardan beri bölgedeki bitki örtüsü ve toprak üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınan ve o dönemden beri, bu santrallere karşı açılan davaların bilirkişiliğini de yapan Prof. Kantarcı, öncelikle, rüzgarların yönü, santrallerin bulunduğu kod, vb. gibi etkenler nedeniyle santrallerin yer seçimlerinin yanlış olduğunu belirttikten sonra, burada yakılan kömürlerin üçte birinin kül olarak doğaya geri atıldığını, baca gazı arıtma tesislerinin hizmete girmesi sonrasında da bu kül atımının kesin olarak sona ermediğini, santral ünitelerinin yakımı sonrasında belli bir sıcaklık derecesine gelerek elektrostatik filtrelerin devreye girmesine kadar ilk iki saat içinde yine yoğun bir kül atımının gerçekleştiğini belirterek, bu küllerin içinde yoğun olarak, başta arsenik olmak üzere çeşitli ağır metallerin bulunduğunu, bunun hem yayıldığı çevredeki toprak, hem de bu toprak üzerinde yetişen bitkilerin yaprakları dolayısıyla bitkilere geçtiğini, pek çok bitkinin hastalandığını, toprakta ise pek çok eski bitkinin artık çıkamadığını, ya da tamamen tatlarının değiştiğini vurguladı. Santral bacalarından çıkan gazların ise, ne kadar arıtılırlarsa arıtılsınlar, bölgedeki zeytinin üremesini ve bu anlamda meyve vermesini engellediğini belirten Prof. Kantarcı, bitkilerin ve meyvelerin de tadının değiştiğini belirtti. Doğan Kantarcı, ayrıca, bu ormanlarda yoğun olarak yapılan bal üretimindeki azalmanın ve kalitesinin düşmesinin de, bu gazlar sonrası toprak yapısında ve bitki ve ağaçların yapısında meydana gelen değişimleri anlatarak, bu nedenle olduğunu açıkladı.

Rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin önemi

Son panelist, Prof. Dr. Tanay Sıtkı Uyar idi. Prof. Uyar, kendisinin ilk önce nükleer fizikçi, daha sonra santrallerde kömürlerin zenginleştirilmesi çalışmaları sürecinde bir madenci olduğunu belirterek, kendisinin, zararları diğer konuşmacılarca yeterince açıklandığından, kömürlü termik santrallerin zararlarını anlatmak yerine, dünyada ve ülkemizde, son 20 – 30 yılda hızla gelişen ve ucuzlayan ve aynı zamanda çok çok daha ucuz ve temiz bir enerji olan alternatif enerji kaynakları üzerinde duracağını belirterek, rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin önemine değindi. Prof. Uyar, rakamlar da vererek, uluslararası kredi kuruluşlarının artık nükleer santral ve termik santrallere rantabl olmadığı için kredi vermediklerine dikkat çekerek, “Çünkü güneş ve rüzgar enerjisi, jeotermal enerji gibi enerji üreten santrallerin hem temiz, hem de çok daha ucuz elde edilebileceği koşullarda, hem çevreye çok büyük zararlar veren ve dünyadaki rezervleri de gittikçe azalan, bu anlamda maliyeti de yüksek santralleri kârlı bulmamaları söz konusudur. Bu koşullarda, ülkemizdeki enerji politikaları konuşulduğunda, konuyla ilgili teşvik edici, özendirici, hatta zorlayıcı yasa ve düzenlemelerle, bu temiz enerji kaynaklarına yönelinmesi gerektiğini belirtti. Üstelik bu tür alternatif enerji sistemlerinin, devletin yanısıra, şehirlerde ve beldelerde, örneğin belediyelerin de destek vermesiyle oluşturulacak kooperatifler aracılığıyla kurulabileceğini ve örneğin bölgesel enerji ihtiyacının bu yolla karşılanabileceğini belirtti. Dünyadaki uygulamalardan verdiği rakamlarla, rüzgar, güneş ve jeotermal enerji gibi alternatif enerji kaynaklarından üretilen temiz enerjinin, ülkelerin enerji pastasında sürekli büyüyen dilimlere sahip olduğunun görüldüğünü anlatan Prof. Uyar, başta enerji bakanlığı yetkilileri olmak üzere devleti ve kooperatif örgütlenmeler eliyle gerçekleştirilebilecek yatırımlar için vatandaşları ve belediyeleri de göreve çağırdı. Daha sonra panel, katılımcıların katkıları ve sorularıyla gelişerek, toplamda 5,5 saatlik bir dilimde, devam etti.


Bu haber http://www.milasonder.com/’dan alınmıştır.

Bir cevap yazın